Kalın, iri yarak oraya saplanmadan önce, şişman folloşun iğreti bedenini hafifçe sarsan o ağır nefesleri duyuluyordu. Geniş kalçası, yataktaki deri çarşafları hırpalarken, içindeki açlığı bastıramayan teni kıpkırmızıydı. Adamın kalıp gibi yumuşak ve sert karışımı yarak ucu, yoğun amcığın dar kapısından zorlanarak geçiyordu; bu savaşta her itme, terle karışan acı ve haz arasında gidip geliyordu. O iri göbekli kadın, kendini tutamayıp inlemeleriyle ortamı iyice kızıştırdı, çılgınca arkasına yaslanıyordu ama adam daha derine dalmayı kafasına koymuştu.
İlk birkaç darbe sertti, hatta kadın ağzından kaçan küfürlerle birlikte boynunu büküp belini geriyordu. Siktir gitmelerine aldırmadan adamın yarak saplaması gittikçe hızlandı; sadece fiziğin değil ruhundaki o açlıkla da boğuşuyordu. Göbek içeri girip çıkıyor, kadının kıvrımları her hareketinde fazla dolup taşıyordu. Sikişin ritmi yükselirken adamın avuçları kadın göğsüne bastırıyor, parmaklarını derinlere gömüyordu; amcığı sıkıyor ama aynı zamanda şehvetten deliye dönmesini sağlıyordu.
“Daha hızlı… dayak gibi vur” diyen kalın dudaklarındaki ısırık arzuyu doruklara taşıyordu. Yarağı o minicik deliğe neredeyse kıracakmış gibi zorlayarak sokmaya çalıştığında kadının inleme sesi yan odadaki duvarlardan geri yankılanıyordu. Derinliklere saplanan o tavaf adeta yerinde duramıyordu; tüm beden sanki peşinde koşan bir fırtına tarafından esir alınmıştı. Kadının kıvranışı ateşi körüklüyor, adam ise sonunda kollarıyla onu sımsıkı kavrayıp daha sert köklemeye başladı.
O an geldiğinde iki beden de apayrı türden bir patlama yaşadı; kadının geniş amcığı tek seferde kabardı ve adamın yaram kuş olup içine dünyalar bıraktı. Uzun süre nefesler boğazda düğümlenmişti; amcık sancısıyla beraber tattıkları zevk birbirine karışıyordu. Aylarca aklından çıkaramayacağı bu dayamanın ardından kadın yorgun ama mutlu haliyle yatağa serilip adamın sırtına yapıştı; orada bitmemişti bu hikâye, daha yeni başlamıştı çünkü her şehvetli an azgın bir kazanç gibiydi onların arasında…
