Silvia Saint, iki iri siyah yarak arasında kaldığında nefesleri kesiliyordu. İlk başta yavaşça dudaklarını kalın, dolgun amcığın etrafına sararken, gözlerinde beliren o şeytani bakışla işi bir adım ileri götürmeye hazırdı. Ağzını açıp o kara kancayı derinlerde hissettiğinde, boğazından çıkan ıslak ve hırçın sesler ortamı iyice kızıştırıyordu. Diğer elini öbür devasa siyah sikişin üzerine atmış, tırnaklarıyla hafifçe çiziyordu tenini; bu gerginlik Silvia’nın ateşini daha da körüklüyordu.
Birdenbire hızını arttırdı, amcığın sertleşmiş damarı dilinin ucuna çarparken gözlerini kapattı ve içine çektiği her havayla birlikte vücudundaki elektrik dalgaları kıvranıyordu. “Aaa… Daha sert…” diye mırıldandı kendinden geçercesine. Siyah sikişler harekete geçtiğinde, Silvia’nın boğazına baskı yapıyor, onu tamamen kendi kontrolüne alıyordu. Diğer yandan ikinci kara kamağı yalayıp emiyordu; avuç içiyle kabaran damarlara bastırıyor, sert dokunuşlarla orada olduğunu hissettiriyordu.
Zamanla hareketleri hunharca keskinleşti; deli gibi emiyor, ağzında birbirine karışan o sıcak akıntıları duyumsuyordu. Dilinin ucuyla köklerin derinine iniyor; nemli ve sıkı yumurta torbalarına dokunmaktan geri durmuyordu. İki büyük sikişi aynı anda emmeyi başardı; boynundaki damarlar şişmiş, yüzü kıpkızıl olmuştu. Siyahların gelişigüzel hareketleriyle boğulmak üzereydi ama bu ona başka bir zevk veriyordu — acıyla karışık tatlı bir işkence.
Sonunda patlama vakti geldiğinde kızarmış dudaklarının arasından yaklaşık iki kara bomba fışkırdı. O ılık sıvılar ağız boşluğunu doldurup boğazına doğru inerken Silvia gözlerini araladı ve acayip bir hazla titredi. Boğazında gırtlağına kadar inen o kalın kamalar hâlâ yükselip alçalıyor; etrafındaki adamlar onu tamamen teslim etmişti. Son damlasına kadar emdi ve sonunda yorgun ama memnun şekilde geri çekildi — işte gerçek sakso ustası buydu!
