Cecilia, sahilin kavurucu güneşi altında terleyen teniyle ormanın gölgesine doğru süzüldü. Hafif esen rüzgar saçlarını darmadağın ederken, vücudu sıcak kumların üstünde parıldıyordu. Yanına sokulan Macar delikanlı, gözlerindeki vahşi arzuya yenik düştü hemen. Ellerini çekinmeden Cecilia’nın ince beleği ve yuvarlak kalçası arasında gezdirirken, dudaklarıyla boynunu ısırmaya başladı. Cecili’nin nefesi hızlandı; içindeki ateş alevlenmişti bile.

Delikanlının elinde yaramazca gezinen parmaklar, kıvrımlarını keşfettikçe cildini ürpertti. Keten şortunu aşağı indirirken, kalın yarak ucu serbest kaldı. İlk dokunuşta bile sertleşen o demir gibi azgınlık, Cecilia’yı delirtti. Hemen dizlerinin üzerine çöküp yumuşacık amcığını emmeye koyuldu; dilini hızlı hızlı gezdiriyor, sertleşen sikişteki zehri karısıyla kapıyordu adeta. Genç adamın yüzüne yayılan sert bir acımasızlıkla başını yukarı kaldırdı ve onu iğdiş edecek kadar derin bir dayama istedi.

Sahilde bırakılmış mayo parçası yere düşerken, ikisi de çıplaklığın cazibesine teslim olmuştu artık. Delikanlı tek hamlede Cecilia’nın dar amcığını kesti; gıcırdayan tenlerin ritmiyle öfkeyle kökledi o sımsıkı deliği. Dudağıyla omzunu ovuştururken boğazına kadar inleten gürültülü iniltiler birbirine karıştı. Her saplaması sonrası daha da kopan öfkesiyle benimseyerek onu yere yatırdı; tüm ağırlığını verip vajinasını her defasında kavurup yakıyordu.

Bir anda her hareketi sürat kazandı: Köklemeler derinleşti, kaba kuvvetle çatlatılan anüsüne meydan okuyan inlemeler yükseldi havaya. Cecilia’nın çıldıran nefesiyle birleşen bu vahşi sikimin sonunda, delikanlı kendi boşalırken “Daha istiyorum!” diye bağırdı. Amcığını bırakmadan yaptığı son saplamayla kızın içine fırlattığı ateş lezzetinin tadıyla birlikte ikisi de kendinden geçmişti; kıyıya vuran dalgalar gibi acımasızca birbirlerine kenetlenmişlerdi hâlâ…

Leave a Reply