Sıcak bir yaz günüydü, evin içinde sessizlik hakimdi ama dışarıda sanki ateş vardı. O folloş bebek bakıcısı, kendini tümüyle bırakmıştı o daracık evin karanlık köşesine. Gözleri yandı, o şehvetle dolu bakışıyla kendi oyuncağını arar gibiydi. Elini yavaşça amcığına götürdü, tüy gibi hafifçe okşadıktan sonra nefesini kesen bir hırsa teslim oldu. Parmakları titrediğinde bile vazgeçmedi, yumuşak ıslaklığı içinde yankılanan ağır nefeslerle birlikte kalbi bam teline vuruyordu.
Birdenbire gaza bastı, sertleşen yarak gittikçe büyüdü elinde; parmaklarıyla başını sıkıca kavrayıp saksoyu derinlemesine içine çekiyordu. Dudağı kenarında hafifçe ısırıklar vardı; sanki acıya özlem duyarcasına inatla emdi o sertliği. Geri çekildiğinde dudaklarını yaladı hızlıca, gözlerindeki alev büyüyor, vücudu titriyordu. Artık yetmezdi sadece sakso… İçi yanarak dayama isteğiyle hemen yerlere çömeldi ve o kocaman yarak amcığını zorlayarak içine girdi birdenbire.
Cuntasında hissedilen sertlik bedenine yayıldı, amcığını her seferinde daha da derine soktu adeta kökledi. Islaklığı arttıkça sesleri yükseldi: “Aaah!” diye inilti karıştı artık nefesine, içten gelen vahşi bir çığlık gibi patladı ortamda. Göğüsleri hızla kabardı, elleri yerde destek ararken kalçasıyla ritmi tutturdu hırçınca; neredeyse parçalayacak kadar güçlüydü sikişi. O anda zaman durmuş gibiydi; sadece onun delirttiği ruhu ve vücudunun kopuşa hazır hali vardı.
Sonunda dayanamadı, kasları sıkıldı; tüm gücüyle içine boşaldı koyu sıvısını kızın kusursuz amcığına aktarırken kemerinden sıyrılıp yere kapandı yorgun ve tatmin olmuş halde. Nefesi kesilmişti ama yüzündeki pis sırıtış anlattı her şeyi: Bu anın efendisi o olmuştu; yaşayan en büyük fantezinin tam ortasındaydı şimdi…
