Julia Taylor, eski tarz görüntülerin o katı, hırçın havasını taşıyan bir sahnede, sanki yılların sertliğiyle yoğrulmuş bir deneyimi bedeninde taşıyordu. Başta titiz ve kontrollü duran o masum gözüken kadın, kısa sürede içinde patlayan arzuyla etrafı ateşe vermeye başladı. Amcığını sımsıkı kapatan dudakları, yarak devşiren dilinin her darbesinde daha da yumuşayıp teslim olmaya hazır hale geliyordu. İçindeki karanlık tutkuyu saklamamak için neredeyse kıvranırken, sertçe dayanan yırtıcı adama karşı koymayı bırakıp bütün varlığını onun köklüğüne teslim etti.
Her hareketi acımasızdı; adamın kaba elleri amcığını parmaklarını kırarcasına kavrarken o da inlemeye başladı: “Daha sert… kökle beni…” dercesine gözleri dolup taştı. Julia’nın amcığı arka tarafa doğru esnerken adam deli gibi dayadı; yarak derinlere indikçe kadının keskin iniltileri ve sesini boğmaya çalışan nefesi birbirine karışıyordu. Sikiş o kadar vahşi ve hızlıydı ki, kadın artık kendini kaybetmiş, bedeninden bağı kopmuştu; sadece zevkin esiri olmuştu.
Her itişte Julia’nın amcık etrafından gelen hafif ısırmalar ve dişler adamın gücünü daha da kamçılıyordu. Adam onu yerden yere vururcasına sıktıkça kadın karnındaki kasları sıkıyor, hissettiği acıyla birlikte büyüyen hazzını neredeyse kontrol edemiyordu. Sonunda doruğa yavaş yavaş yaklaşırlarken Julia’nın vücudu titredi; amcığından geçip kalbine kadar inen yoğun haz dalgası gözlerinden yaşlar getirtti ama o hala direniyordu, içine çektiği hava kadar derinlerde gizli kalan sonsuz arzuyu haykırıyordu.
Adamın kökü en derindeyken aniden hızlandı ve bütün bekleyişin ardından bastırırcasına boşaldı. Julia ise son damlayı amcığında hissettiğinde inlemeleri boğuk bir çığlığa dönüştü; bedeni çözüldü, zihni uçup gitti. O sert sikişin ardından yerde yorgun düşüp nefes alırken yüzündeki kirpiklerin arasından süzülen ter damlaları çoktan doyumsuzluğun simgesiydi artık.